Son yıllarda iklim krizi, dünyanın dört bir yanında kendini daha çok hissettiriyor. Sıcak hava dalgaları, orman yangınları, kasırgalar ve ani seller artık haber bültenlerinin sıradan konuları haline geldi. Ancak bu afetlerin etkileri, toplumun her kesiminde aynı şiddette yaşanmıyor. Mevcut sosyal ve ekonomik eşitsizlikler, bazı grupları çok daha kırılgan hale getiriyor. Engelli bireyler ve özellikle engelli kadınlar, iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçlarıyla mücadelede en ön safta yer alıyor. Ne yazık ki bu gerçek, iklim politikalarında ve afet yönetim planlarında yeterince görünür değil.
İklim adaleti tartışmaları genellikle yoksulluk, coğrafi konum ve yaş üzerinden yapılıyor. Oysa engellilik, bu denklemin en kritik ama en çok göz ardı edilen parçalarından biri. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık %16'sı bir tür engellilikle yaşıyor. Bu oran, iklim krizinin etkilediği milyonlarca insanın aynı zamanda ek engellerle karşılaştığı anlamına geliyor. Üstelik engelli kadınlar, hem cinsiyet hem de engellilik temelli ayrımcılıkla aynı anda yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu kesişimsel durum, onları afetlerde ve iklim kaynaklı stres faktörlerinde çok daha savunmasız bırakıyor.
Afet Anında ve Sonrasında Artan Riskler
Bir sel veya deprem anında tahliye emri verildiğinde, engelli bireyler için bu süreç çok daha karmaşık hale geliyor. Tekerlekli sandalye kullanan bir kişi için merdivenli bir binadan çıkmak, işitme engelli bir birey için siren sesini duymak, görme engelli biri için yön bulmak neredeyse imkansız olabiliyor. Afet barınakları çoğu zaman erişilebilirlik standartlarına uygun değil. İlaç, tıbbi cihaz ve özel bakım ihtiyaçları ise kaos ortamında karşılanamıyor.
Afet sonrası dönemde tablo daha da ağırlaşıyor. Temiz suya erişim, sanitasyon ve sağlık hizmetleri kesintiye uğradığında, engelli bireylerin hayatta kalma mücadelesi katlanıyor. Engelli kadınlar için durum bir kat daha zor. Toplumsal cinsiyet temelli şiddet riski, afet sonrası geçici barınma alanlarında artış gösteriyor. Hamilelik, doğum ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim ise neredeyse durma noktasına geliyor. Bu gerçekler, iklim krizinin sadece çevresel değil, aynı zamanda derin bir sosyal adalet krizi olduğunu gösteriyor.
Isı Dalgaları ve Sağlık Üzerindeki Etkiler
Aşırı sıcaklar, özellikle kronik rahatsızlığı olan engelli bireyler için ölümcül olabiliyor. Kalp hastalığı, solunum yetmezliği veya diyabet gibi durumları olan kişiler, yüksek sıcaklıklara karşı çok daha hassas. Bazı psikiyatrik ilaçlar terlemeyi azaltarak vücut ısısını dengeleme yeteneğini bozuyor. Evde bakım hizmeti alan engelli bireyler, elektrik kesintileri durumunda hayati cihazlarını çalıştıramıyor. Bu durumlar, iklim krizinin görünmeyen yüzünü oluşturuyor: istatistiklerde kaybolan, haberlerde yer bulmayan ama her gün yaşanan acılar.
Neden Engelli Kadınlar Daha Fazla Etkileniyor?
Engelli kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve engellilik ayrımcılığının kesişiminde yer alıyor. Bir yandan iş gücüne katılım oranları düşük olduğu için ekonomik kaynaklara erişimleri sınırlı, diğer yandan bakım yükümlülükleri genellikle onların üzerine yıkılıyor. İklim kaynaklı bir afet durumunda, aile üyelerinin bakımını üstlenmek zorunda kalıyor, kendi güvenliklerini ikinci plana atabiliyorlar. Ayrıca karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmedikleri için, afet planları onların ihtiyaçlarını gözetmiyor.
Bir örnek vermek gerekirse, kırsal bölgelerde yaşayan engelli kadınlar, tarımsal üretimin iklim değişikliği nedeniyle azalmasıyla geçim kaynaklarını kaybediyor. Şehirlerde ise artan kira ve gıda fiyatları, sabit gelirli engelli bireyleri yoksulluğa itiyor. Sosyal yardım sistemleri, iklim şoklarına hızlı yanıt veremediğinde bu insanlar tamamen çaresiz kalıyor.
Erişilebilir Çözümler Mümkün
Peki bu tabloyu değiştirmek için ne yapılabilir? İlk adım, iklim politikalarına engellilik perspektifini dahil etmek. Afet yönetim planları hazırlanırken engelli bireylerin ve temsilci kuruluşlarının görüşleri alınmalı. Tahliye planları, erişilebilir ulaşım ve barınma seçenekleriyle desteklenmeli. Erken uyarı sistemleri, işitme ve görme engellilere uygun formatlarda sunulmalı. İkinci adım, sosyal koruma ağlarının güçlendirilmesi. Engelli bireylere yönelik nakit transferleri, iklim şoklarına otomatik olarak uyum sağlayacak şekilde tasarlanmalı. Üçüncü adım ise toplumsal farkındalık. Engelli bireylerin iklim krizinden nasıl etkilendiğini görünür kılmak, politika yapıcılar üzerinde baskı oluşturacaktır.
Uluslararası düzeyde bazı olumlu gelişmeler var. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında engellilik haklarına atıflar artıyor. Ancak uygulama hala yetersiz. Türkiye'de de benzer bir durum söz konusu. Yerel yönetimlerin afet planlarında engelli bireylere yönelik özel düzenlemeler sınırlı. Sivil toplum kuruluşları, bu boşluğu doldurmak için çaba gösteriyor ancak kaynakları kısıtlı.
İklim Adaleti İçin Kapsayıcı Bir Yaklaşım Şart
İklim krizi, sadece buzulların erimesi veya sıcaklık rekorları değil. Aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren bir katalizör. Engelli bireyler ve engelli kadınlar, bu gerçeğin en çarpıcı örnekleri. Onların yaşadıkları zorlukları görmezden gelmek, iklim mücadelesini eksik bırakır. Kapsayıcı bir iklim politikası, herkes için adil ve yaşanabilir bir gelecek inşa etmenin ön koşulu. Bu nedenle, iklim haberlerinde ve politika tartışmalarında engelli bireylerin sesine daha fazla yer açmak gerekiyor. Unutmayalım ki iklim krizi, en kırılgan olanı en çok vuruyor. Ve o kırılgan grupların başında engelli kadınlar geliyor.
Sıkça Sorulan Sorular
İklim krizi neden engelli bireyleri daha çok etkiliyor?
Engelli bireyler, afet anında tahliye, barınma ve sağlık hizmetlerine erişimde ek engellerle karşılaşır. Fiziksel çevre ve sistemler çoğu zaman erişilebilir değildir. Ayrıca kronik rahatsızlıkları nedeniyle aşırı sıcak veya soğuk gibi iklim streslerine karşı daha hassastırlar.
Engelli kadınlar için riskler neden daha da büyük?
Engelli kadınlar hem cinsiyet hem de engellilik temelli ayrımcılığa maruz kalır. Ekonomik kaynaklara erişimleri kısıtlıdır, bakım yükümlülükleri fazladır ve karar alma süreçlerinde temsil edilmezler. Afet sonrası dönemde toplumsal cinsiyet temelli şiddet riski artar.
İklim politikalarında engellilik nasıl dahil edilmeli?
Afet planları hazırlanırken engelli bireylerin ve temsilci kuruluşlarının görüşleri alınmalı. Erken uyarı sistemleri erişilebilir formatlarda sunulmalı. Sosyal koruma programları iklim şoklarına hızlı yanıt verecek şekilde tasarlanmalı. Ayrıca engelli bireylere yönelik farkındalık artırılmalı.
Türkiye'de bu konuda neler yapılıyor?
Türkiye'de yerel yönetimlerin afet planlarında engelli bireylere yönelik düzenlemeler sınırlıdır. Sivil toplum kuruluşları çeşitli projeler yürütse de kaynak yetersizliği nedeniyle etki alanı dardır. Ulusal düzeyde kapsayıcı bir iklim adaptasyon stratejisi henüz oluşturulmamıştır.
Bireysel olarak ne yapabiliriz?
Engelli bireylerin iklim kriziyle ilgili deneyimlerini dinlemek ve görünür kılmak önemli. Yerel yönetimlerden erişilebilir afet planları talep edebilir, sivil toplum kuruluşlarına destek olabilir ve sosyal medyada farkındalık yaratabilirsiniz. Unutmayın, iklim adaleti herkesi kapsamalı.

